15.06.2010
Annem… Bense onun mucizesi… Çok geçmedi üzerinden ağladık telefonda ikimizde bugün… Geleceğin bilindik korkuları, hastalıkların hep o mutlak sonu anımsatması belki de yaşadığımız sızı.. Gözyaşlarımıza akan korkunun nefesiydi biraz da… Belki çoğu kez dile gelmemişizdir, klasik birer anne – kız ilişkisi yaşayamamış olsak da onun farklılığından doğduğumdandır farklılığımıza inancım. Bu nedenle belki de ilk defa duygusal bir konuşmaya ağladığımı işitti, bunca yıl çocukça isteklerimin, ergenlik asabiyetimin, hayata karşı aldığım sorumluluklarımın korkusunun dışında bir gözyaşıydı ve ikimize aitti.
Güçlü kıldı beni, gerçi ağlamanın güçsüzlüğüne inandırdı hep ama bu ilk hatamızdı… Ağlamak beni hep daha güçlü kılmıştı halbuki, ama tek sorun hep ondan gizli yaşanmıştı… Elimden tutardı, elinden tutardım, kaybolurdum çarşıda pazarda ağlardım, başkasına koşardım, o sanırdım, sesi yeterdi yanlış yollardan dönmeme, “Dilâ!! Kızım!!”…
Bir enkazın altında kaldığımda, diri diri gömüldüğümde betonların arasına, nerede olduğumu, kim olduğumu yine o hatırlatmıştı bana “kızım!! sabret çıkarıcaz seni..”. Çıkarttılar da nitekim… Sadece geçmişe ait hafızamın kaybı vardı boşluğumda bir de karşımda mucizesi olduğum, annem!
…Ve hep özlüyorum çocuk olmayı… Elimden tutmasını, yemek yedirmesini, “korkularının üzerine git yoksa onlar daha da korkutur seni” demesini, başımı göğsüne yaslamayı, kokusunu, gün geçtikçe daha çok özlüyorum ve bu zaman durmadan akıp gittiği süreçte ne ben o küçük kız çocuğu olabiliyorum ne de annem benim hep bildiğim, gördüğüm annem… Roller değişiyor. Şimdi ellerinden tutmamı o bekliyor, yemeğini yedirme sırası bana geçiyor yavaş yavaş, yollardan döndürmek bana kalıyor, “korkma” demek sırası bana geçiyor, farklılığını bana emanet ediyor. Doğduğum gün cesareti ekledi adıma, bilerek, isteyerek aldı beni yanına. “Dilâ” dedi bana, “güçlü, cesaretli” dedi küçük bir gönül olduğumu bilmeksizin belki de…..
31.07.2010
Yarım kalmıştı yazım ve ben yalnızca onu görmeye giderken tamamlayamamaktan korkmuştum çok uzun süre, olan bitenin ne olduğundan bi’haber.. Otobüsten inip kendimi hastanede bulmamla, %30 yaşama riskiyle girilecek bir ameliyatın doktor tarafından açıklanmasıyla, ellerimde eldivenler, yüzümde bir maske, karşımda acılarla, annemle… Ağlamak yoktu, olmamalıydı ama ne zormuş sevilenin yanına maskeyle girmek ve ona yaklaşamamak, dokunamamak, sarılamamak… Her şey hazırlanıp o yolda ilerlerken, el ayak titrerken söylenen cümleler, “…emanet…” demek, dualarla göndermek ve yalnızca ellerime bıraktığı yüzüğüne sarılmak saatlerce ameliyathane kapısında…
46. gün oldu bugün hastanede geçen… Neler yaşadık, nasıl yaşadık sanki her yeni günde resetleniyor gibi ama o acı, kaybetme korkusunun acısı geçmiyor… Şükretmek tutuyor ellerimizden, ameliyathaneden çıkan annemin mucizesi yaşatıyor hepimizi, 1saat daha geç kalmamış olmak… Zor bir sürecin neredeyse sonuna yaklaşırken kurulacak en güzel cümleler hep bizimle.. Şimdi güzel günlerde yaşlanmak var beraber, kırgınlıklardan uzak…
“Seni ve beni anlatacak kadar büyüdüm annem…”
