bayram sabahı.. neler varsa düşünülmeyecek onlar var duvarlarıma çarpan.. büyük masalar olurdu belki de çocuk olduğumdan büyüktü masalar bayramlarda.. başucumda duran ayakkabılarla, yeni kıyafet kokusuna sahip (nasıldır bilemedim tarifi) elbiselerimi heyecanla giyer, yolculuğa hazır hale gelirdim.. öyle çok uzun değildi de çocukluktan olsa gerek çok uzun gelirdi düzce-bolu mesafesi.. yüzünü bile unuttuğum, hayal mayallerimle geçerdi.. kış olurdu.. beyaz olurdu genelde.. bir de yağmurlu olanında kapıda biriken sulardaki kurbağalar bulanık anılarda.. çocuktum.. büyüyünce masa bile kalmadı.. masa bir kenara bolu bile yok taze anılarda.. zaten bolu’da da kimse yok artık.. şimdi yeni olmayan eski kokulu kıyafetlerimle bir de flip flop terliklerimle bayramın öğle saatlerinde yola çıkıyorum.. bu sefer istanbul-düzce mesafesi.. uzunluk kısalık değil de.. düzce yakıyor ne zaman o yola girsem.. yakmak derken cennetten cehenneme gidiş olur.. üstelik daha çok acıtacak gibi bu sefer.. puslu masallar.. büyüdüğüm vakitlerden birinde duyduğum masalların anısıyla.. öyle işte..
hadi..