azal(t)mak

sanırım yine bilgiçlik taslayarak başlayacaktım yazmaya yani en azından hep öyle göründüğüm ifade edildiği için kabullenilmiş bir hissiyat oluverdi aslına bakarsan çok da umurumda değil yoksa itiraz etme hakkımı her meydanda kullanır ve şüphesiz kazanan ben olurdum(!).. her neyse gözüm çok takılır oldu kelimelere.. yaşlanmak nasıl bir duygu acaba bir gün bunu anlayabiliyor mu insanlar merak ediyorum.. kafamın içindekiler de dahil olmak üzere artan bir hayat var bu zamana dek, hiç azalmıyor sanki.. gün geçtikçe duygular artıyor, çeşitleniyor, insanlar artıyor, farklılıklar artıyor, ne varsa hepsi artıyor zaman adını verdiğimiz kavramdaki rakamlar da dahil, durağan cisimler, eşyalar hariç.. yaşlanmak azalmak gibidir diye düşünüyordum hep, buradaki çelişkinin temeli aslında bu… nedense hayata dair tek şeyin “ölüm” olması düşüncesinde olmak korkutucu geldi birden.. ne yazık ki uzun süredir böyleyim ve bu korkutucu düşünceden çıkabilir miyim bilmiyorum.. elbette hayatımda bulunan hiçbir şeye zarar vermeyen bir düşünce bu, en azından geceleri geçirmek konusunda zorlanan şahsım dışında..

yaşlanmak azalmak derken sanırım hep o malum son tetikliyor yine.. ne var ne yoksa değil ama hayatında kim varsa kendin de dahil, kimsenin kimseye tecrübesini aktaramadığı ve her insanın şahsına münhasır bir duyguyu yaşıyor olması.. “yok” olmak demeyeceğim çünkü bunun bir yok oluş olduğunu kanıtlayan hiçbir şey yok.. yeniden var olmak da değil elbette.. yalnızca yürünülen sokağın aslında bir çıkmaz olduğunu görmek, karşına çıkan duvarı geçebilmenin tek şartının elbiselerini çıkartmak olması gibi.. yoksa yol, buradan bakılınca, hiç de bitecekmiş gibi gözükmüyor..

yaşlanmak beni heyecanlandırıyor, etrafımda bundan utanan o kadar çok insan var ki şaşırıyorum.. belki de “o an”ları kaçırmadığım için ya da farkında olabildiğim için şanslıyım ve bunun sonucunda da üzülmeye değer olduğu kadar mutlu olmaya da değer fazlasıyla anım var.. aslına bakarsan, dürüst olmam gerekirse, gerçekten umurumda değil insanlar (the others).. o anılar içinde başkaları olduğu için değil, içinde “ben” olduğum için bendeler.. yani düşünsene bir başkasının anılarının aklında dolaştığını..ne de ironik bir hal alırdık.. herkes kadar bencilim, fark sadece bunu anlatabilecek kadar cesaretimin olması.. aldatmıyorum sonuçta.. biliyorum bunu dile getirdiğim için her seferinde “uzak durulası” insan imajı çizdiğimi ama insanlar çok da abartmıyor mu bu oyunu? yani, örneğin, henüz birbirini tanımayan insanların ağzına pelesenk olmuş değer sözleri ve türlü zırvaları kol gibi gezinirken ortalıkta, gözü boyanırken insanların, dürüst olabildiğim için uzak durulası olmak, düşündüm de buna aldananlar tarafından uzak durulası olmak çemkirmemi gerektiren bir şey değil sanırım hatta düşündüm de evet evet “iyi ki böyle düşünüyorlar” nasıl fark edemedim bunu, tamam atlıyorum bu noktayı (:

azaltıyorum aslına bakarsan, yüzler arttıkça insanlara çok az “ben” kalıyor görebilecekleri.. sorun mu? elbette hayır yıllar önce hayatımda kimlerin olduğunu bile hatırlamıyorum ve bu inanılmaz güzel bir duygu.. işte bunu yaşlandıkça artırmak istiyorum ve belki o zaman yaşlanmayı daha da anlamlı kılabilirim ve kim bilir nasıl bir duygu olduğuna karar verebilirim şayet önüme duvarlar örülmez ise.. aslında bu durumun şöyle de güzel bir yanı var; mesela bir yere biriyle gidilmiştir ama o biri bir türlü hatırlanamayan biri olmuştur ve bunu başka birine aktarırken o an hayatında kim varsa isim listesinden birini seçip hatıradaki yere oturtup anlattığın an, bahsi geçen hatıranın “son değişiklik tarihi”ni de o günkü şartlara göre güncelleştirmiş olursun.. böylelikle bir önceki zaten çoktan izin isteyip gitmiş ve yerini “boşta” göstermiş olduğu için zorluk yaşanmamış olur.. tek sorun bu durumun oradan bakılınca gereksiz ve fazla hayat dışı durması.. oysa demek istediğim “insan eskitmek” sanıldığı kadar da kötü olmayabilir; gereksiz edalarla hayatında var ettiğin saçma sapan insanları düşününce bunu anlamak daha kolay olacaktır..

film tadında anlar..

(bir iç ses klasiği)

2 thoughts on “azal(t)mak

  1. Hayat böyle işte,ha var-ha yok denkleminin arasında kalan boşluk kadar kısa ve acı.Nitekim ölüm acıtmıyor,dimağımızda kekremsi bir tat bırakan yine yaşamın ta kendisi.

    Bu kadar çetrefile rağmen yinede,hoş geldiniz.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s