sui generis..

anı biriktiricisi diyorum kendime, poşetler dolusu anılarımın olması ne ki kafamın içinde onların iki katı var.. bunun tam olarak nedeni detaycı olmak mı yoksa detaycı olduğum için mi bu bir sonuç, emin değilim.. kokulara, evlere, ışıklara yüklediğim anlamların sözel bir ifadesi olmadı hiç bugüne dek.. birkaç kişiye bahsetmeyi denedim onlar da muhtemelen hoş şeyler düşünmedi hakkımda.. öyle bir şey işte.. her neyse hepsinden bağımsız olanı özlüyor olmam.. ne zaman canım daralsa, işler ters gitse, gözlerim dolu dolu olsa daha çok özlüyorum çoğunu.. hatta tek tek hak veriyorum çoğuluma.. gerçi çok sürmüyor yine kendimi haklı çıkarıp devam ediyorum ara verdiğim saçmalıklara.. işin garip yanı yalnızlığa feci derecede meyilliyim.. ne sevilebilir ne de nefret edilebilir sadece diğer duygularla birleşince ağırlaşır öyle de derinliğe meyilli.. yalnızlığımı biriktiriyorum ve bu bir yerden sonra çığırından çıkıyor kimseyi istemiyorum yanımda.. isteyemiyorum.. insanlar şöyle böyle diyemem en az onlar kadar şöyle böyleyim onların gözünde, bu yüzden suçlamaksızın kaçıyorum.. he dur diyen de yok zaten bu yüzden kendim kaçıp kendim kendimi yakalayıp durmalı mıyım sorusuyla karşılaştığımda, o zaman işte tüm meyilim benliğimle çakışıyor filmlerdeki duygulara inanmışlıktan başka bir şey değil diyor ve geri dönüyorum.. çok sürmüyor..

en büyük sorunlarımdan biri belki de hep bir sınır çizmiş olmam hayata karşı, insanlara karşı, kendimi savunmama gerek kalmadan bunu baştan ortaya koymuş olmam.. en büyük hayal kırıklıklarım hep bu sınırları kaldırdığım kişilerin saçmasapan egoları yüzünden oldu.. bu beni daha beklentisiz, daha antiduygusal davranmaya sevk etti.. o yüzden ki ilişkilerin odun tarafı yaşadığım bütün çatışmalara rağmen yine ben oluyorum.. güçlü görünüyorum üstelik, değilim.. bunu engelleyemiyorum sabah olup uyandığımda ayrı bir ben ile başlıyor gün.. ve geceleri hep aşırıya kaçan şaşkınlıklar, mutluluklar ya da hüzünlerim oluyor çünkü gündüz ya hayatıma dair kararlar alıp uygulamaya koyuyorum, cesaretli oluyorum ya kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanların başarı hikayeleri gibi başlıyorum ya da birilerini hayatımdan silip atıyorum, önceden de dediğim gibi eskitiyorum.. gün sonu raporlarım ağır oluyor.. ya bir şeyler yenidir ya da bir şeyler fazlasıyla eksik.. bu durum gülerken ağlamak gibi.. üstelik devamlı bir hal alması karşısında duramadığım bir dev gibi.. seviyorum olmuyor, kaçıyorum olmuyor, yazıyorum hiç olmuyor..

mutluluğu en son nerede bıraktım hatırlamıyorum, belki çok da uzak bir geçmiş değil ama olumsuzluklar hep üstünü örtmeye yetiyor nedense.. başladı mı üstüste gelir muhabbeti vardır ya bir de, hiç dahil olmasam keşke.. bir yanım sahip olduğum her şeye nasıl da şükrediyor nasıl da döndürüyor her şeyi tersine.. mesela 8 yıldır düzenli sahip olduğum bir mahallem, evim, odam var.. hatta artık içine kullanmadığım anılarla dolu eşyalarımı koyduğum kutularım var bunun ne demek olduğunu istesem de anlatamam sanırım.. sahip olduğum eşyalarımın bile saklanabilirliğini görmek ve neredeyse 8 yıldır biriken anılara baktığımda o günleri bir bir yaşayabilmek.. bunun anlamı bir yanımın İstanbul kökenli olmasından ziyade benim artık bir şehrimin olması İstanbul’a dair.. böyle baktığımda hayatıma kortizon kullanmaktan farksız olduğunu düşünüyorum.. kanser olan bir yanımı iyileştirirken sağlam olan yanımdan da hep bir şeyler götürmüş fark etmeden.. oysa gece üç olmuş içimde deprem telaşları..

geçen yıl yine hüzün dolu geçen haziran bu yıl da farksız değil, gerçi aylara, mevsimlere anlamlar yüklemem kolay kolay ama bu son iki yıldır yapabildiğim tek şey bir şeylere bir şeyler yüklemek.. bunca çelişki bir yana hani kalbi söküp atmak isteği vardır ya en şiddetlisi neyse o şekilde ağır geçiriyorum bu duyguyu.. önüme çıkan engeller bana neyi sunacak bilmiyorum belki çok daha farklı ve güzel olacak hani işte.. hani.. yani.. kandırsam kendimi.. ama olmuyor.. kaderci olamayacak kadar ağır bir hüzün halindeyim.. üstelik kimse yalan da olsa geçecek demiyor, kimse bundan sonra da demeyecek biliyorum yine de kendi kendime teselli verip kendi kendime ayağa kalkmaya alışmış olmam güçlü olduğum anlamına gelmiyor, gelmeyecek biliyorum.. ben kendimden başkasına ne zaman bir şey danışsam içimde buluyorum kendimi kaçan gözler etrafında.. çoğu kez yanılmadığım için bu ukalalığım bir eksiği var mı bilmiyorum ama hep bir fazlalık, eksik bile olsa fazladır muhakkak.. neyse işte birazdan yine sabah olacak  sebebi, bende belirli, belirsiz korkularla yaşamaya devam edeceğim.. yitirmek istemediğim birkaç duygumun gücüne inanarak, onları kaybedecek kadar yaşamamak için dua edeceğim..

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s