bugün yine dalıp gittim uzaklara.. görmeyi istediğim, hep olmasını istediğim bir geçmişi yaşamış gibi davrandım yine.. hani işte dostlar hiç gitmemiş, şehirlerimiz hiç yıkılmamış, mutluymuşuz işte her çırpınan genç yürek gibi, ilk aşk telaşlarımız bile varmış, hani yani olsa en güzel böyle olurduk diyerek iç çektim.. parça parça hatırlanan bir kaç hatıranın taşıyıcısı olmaktansa orada olmaya nasıl da ihtiyacım varmış dedim kendime.. yine çok özledim.. buram buram bir özlem çocukluğuma dair, buram buram bir isyan hayatıma dair..
nasıl olurduk beraber büyümeyi başarabilseydik hiç bilmesem de hep bilmeye hasret kalacağım.. belki her şey süper olmazdı ama çocukluğumuza dair dostluklarımız ayakta tutardı bizi de.. dost sohbetlerinde toplanıp anlatırdık hatıralarımızı, gülerdik belki.. kızardık ya da koptuk diye.. belki hiç bıkmazdık birbirimizden.. anılarımıza ev sahipliği yapan sokaklarımızda enkazların düzlükleri yerine yine binalar olurdu, şehir olurdu.. gittiğimiz cafelerimiz olurdu.. çay bahçelerimiz ıhlamur kokularında olurdu.. biz olurduk.. ölüm kelimesi bu kadar işlemezdi içimize, yokluğu, yalnızlığı bu denli bilmezdim belki.. uzaklara dalmayı daha geç öğrenirdim ya da ne bileyim işte yıldızlara anlamlar yüklemek için çırpınan, görürlerse üzüldüğümü diye korkan bir çocuk olmazdım, acıyı saklamak gibi bir derdim olmazdı.. geceleri bölünmezdi uykularım, karanlık bu denli korkutmazdı.. belki.. kim bilir bu kadar eksik olmazdım o zaman..
bir ömür geçip gidiyor, dönüyor her şey bir şekilde döndürüyor farkındayım yalnızca öğrenemiyorum acılarımı yok etmeyi, varlığın farkındayım da yokluğun kabulüne bir türlü var olamıyorum.. son cümlelere takılı kalmış aklım, koşup kurtaramadıklarımda asılı kalmışım.. yürek bir değil bin çarpıyor her seferinde ama ben hep donup kalmış buluyorum kendimi iki tarih arasında biri dostlar biri şehrim gidip gidip geliyorum..
(17 Ağustos 1999 – 12 Kasım 1999)